FallingObjects


Get your own Chat Box! Go Large!
fedakarlık - ben ve eren hakkında herşey - Blogcu



« Önceki ::

fedakarlık

21/10/2008 · Kategori: diğer

HALK GERÇEĞİ

FEDAKARLIK

Soğuk bir kış günü... Kar altında sırtında bebeğiyle bir ana... Üstte, başta birşey yok. Her ikisi de tir tir titremektedir. Yanlarında çektikleri bir kağnı arabası. Arabanın üstü bir yorganla kapalı... Bir subay atıyla yanlarına yaklaşır. "Sen de, çocuk da üşüyorsunuz. Yorganı sırtınıza alsanıza" der. Kadının cevabı çok nettir: "Arabada cephane var. Düşmana karşı kullanılacak. Milletin malıdır. Islanmasın..."
Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan birçok olaydan yalnızca bir tanesidir bu. Bir halkın, vatanın işgalden nasıl kurtulduğunu anlatan bir örnektir. Vatan işgal altındadır... İşgal kuvvetleri tüm halkın onuruna, namusuna saldırmaktadır. Artık onur, namus, herşey vatandır, onun kurtuluşudur. Onun için can da feda edilecektir, mal da.
Fedakarlık bu topraklarda yaşayan halkların yüzyıllardan bu yana taşınan bir geçeğidir. Halklarımızın olumlu değerlerinden birisidir.
Halk için özü aynı olan, ama biçimi değişebilen çeşitli anlamları vardır fedakarlığın. Fedakarlık, güzel bir geleceğe inançtır... Fedakarlık halkın kendisinden olanı sahiplenmesidir... Özgür bir vatan isteğidir... Fedakarlık, yaşamak ve yaşatmak için bedel ödeme kararlılığıdır...
Fedakarlık, hiçbir karşılık gözetmeksizin, çıkarsız ve hesapsız, halkı ve vatanı için ölebilmektir.
Kısacası, fedakarlık bir halk değeridir. İnsana yaraşır, güzel, olumlu şeyler için sadece halk, gerekli olan tavrı gösterir. Egemen sınıfların fedakarlık yapmaları düşünülemez. Onların tüm dünyaları kendi çıkarları; varlık şartları kendi bencillikleri, bireycilikleridir. Egemenler için herşey kendileriyle başlar, kendileriyle biter. Onlar açısından kendileri olmadığında hiçbir şeyin anlamı yoktur. Bu yüzden hiçbir zaman, hiçbir fedakarlıkta bulunmazlar. Fedakarlık yapmayı, kendilerinin yokoluşu olarak görürler. Ama tam bir ikiyüzlülük ve namussuzluk içinde, halktan fedakarlık yapmasını isterler. Çünkü halkın fedakarlık yapması demek, onların daha iyi yaşaması, saltanatlarını devam ettirmesi demektir. Onların istediği de budur.
Ancak halk açısından durum farklıdır. Binlerce yıldan bu yana ezilen, iliğine dek sömürülen, horlanan, katliamlara uğrayan bu topraklarda yaşayan halklardır. Yokluğu, yoksulluğu iyi bilirler. Bunu bildiklerinden, dostlukları, paylaşımları ve sahiplenmeleri yüksek düzeydedir. Bir kurtlar sofrası olan sömürü düzeninde kendisi gibi yokluklar, yoksunluklar içinde olan insanları sahiplenmenin zorunluluğunu bilirler. Bu sahiplenme çoğu zaman fedakarlık biçimindedir. Yeri geldiğinde onca yokluklar içinde boğazından kestiği bir lokmayı paylaşır. Yeri geldiğinde kendisi en büyük acıları yaşarken, çevresindeki insanların acılarını paylaşarak, onların acılarını hafifletmek için, yükün ağırını kendi üzerine alır.
Bu fedakarlık dünün, bugünün değil, binlerce yılın bir geleneğidir. Bunun temelinde ise, insan sevgisi, geleceğe duyulan inanç ve kendince çok anlamlı olan değerlerin; vatanın, adaletin, onurun ve namusun savunulması gibi birçok neden vardır.
Halklar kendi deneyimlerinden çok iyi bilirler ki; insana yaraşır olanı elde etmek o kadar kolay değildir. Güzel bir geleceğin kazanılması için, onun bedelinin ödenmesi gerekir. Belki kendisi özlenen günleri göremeyecektir. Ama gelecek kuşaklar için, tüm insanlık için o fedakarlığa katlanır ve gereken bedeli öder. Bu bedel ise çoğunlukla çok ağırdır. Bunun somut örnekleri Anadolu halklarının tarihinde sayılamayacak kadar çoktur. Baba İshak'la müritleri "Toprakta, tohumda hakça" derken, başaramadıklarında sonlarının ne olacağını çok iyi biliyorlardı. Ancak sömürüden kurtulmak için, isyan bayrağını çekmek, gerektiğinde kendini feda etmek zamanıydı. Binlerle feda ettiler canlarını geleceği kazanmak uğruna... Şeyh Bedreddin'in yolunda kavgaya atılan "Aydın'ın yoksul köylüleri, Sakızlı Rum gemiciler, Yahudi esnafı..." "Yarin yanağından gayrı herşeyde hep beraber" diyerek özgür, sömürüsüz bir yarın özlemi için her türlü zorluğa, fedakarlığa tereddütsüz katlandılar. Bunun gibi daha nice örnek verilebilir. Ancak tüm örneklerin gösterdiği gerçek aynıdır: Anadolu halkları yüzyıllardan bu yana doğru olduğuna inandığı konularda, bir de kendisine önderlik edenlere güvenle bağlanmışsa, hiçbir fedakarlıktan kaçınmamıştır. Varını-yoğunu ortaya koymuş, can almış-can vermiş, haklıya, doğruya sahip çıkmıştır.
Böylesine büyük fedakarlıklar tabii ki durduk yerde ortaya çıkmaz. Onun en temel iki koşulu vardır. Birincisi, fedakarlığın gereğine inanması, ikincisi, kendisine önderlik edenlere güven duymasıdır.
Başta sözünü ettiğimiz gibi Ulusal Kurtuluş Savaşı bu koşulların sağlandığı bir savaştır. Anadolu padişahlık tarafından emperyalizme satılmış, onlar da Anadolu'yu karış karış işgal etmektedir. Fedakarlığın gerekçesi çok açıktır: Gavur bayrağı altında yaşanmaz! Savaşa önderlik edenlere de güvenmiştir. İşte bu noktada tüm imkanlar seferber edilmiş, mal, mülk, kan, can herşey ortaya konulmuştur. Sonuçta, her ulusal kurtuluş savaşı gibi, her halk savaşı gibi, emperyalizm Anadolu'dan bir fedakarlık destanıyla kovulmuştur.
***
Sonrasında da devam etmiştir halkın fedakarlığı. Bu kez sevdiği, güvendiği, bağlandığı devrimcilerdir. Sahiplenilen Mahirlerdir, Dev-Gençlilerdir...
Aslında sahiplenilen yine kurtuluş umududur, emperyalizme karşı özgür bir vatan isteğidir. Dev-Gençliler, ülkenin neresine giderlerse gitsinler, bu sahiplenmenin küçüklü, büyüklü çeşitli örnekleriyle karşılanmışlardır. '70 öncesi ve '70 sonrası birbirinin devamıdır bu konuda.
Yıl '74'tür. Kocamustafapaşa'da Dev-Gençliler sokak sokak polisle çatışırken onlara barikat kurmaları için malzeme verdi; başının derde girebileceğini bilerek evine alıp, korudu devrimcileri bu halk. Hatta hamile kadınlar devrimcileri polise kaptırmamak için, eşinin pijamalarını giydirip, bir aile için kutsallığı olan kendi yataklarına yatırdı. Onları korumak için her türlü fedakarlığı gösterdi.
Cunta yıllarında ve günümüzde, halkın devrimcileri bazen barındırmak için, bazen polis, asker saldırısından korumak için, bazen bir notun, bazen malzemelerin nakli için neler yapmamışlardır ki. Varını yoğunu koymuştur ortaya. Yetinmemiştir, cansa can, tutsaklıksa tutsaklık deyip, daha büyük fedakarlıkların sahibi olmuştur. Örnekleri yüzlerce, binlercedir.
***
Günümüzde, halkın tüm olumlu değerlerinde olduğu gibi, fedakarlık konusunda da bir ölçüde yozlaşmanın yaşandığını söyleyebiliriz. Çünkü düzen, elindeki tüm araçlarla halkı emperyalist yoz kültür bombardımanına tutarak bencilleştirmeye-bireycileştirmeye çalışmaktadır. Bu konuda belli ölçülerde başarılı olduğunu da söylemek gerekiyor. Burjuvazi "gemisini kurtaran kaptandır" felsefesini yerleştirmeyi başardığı oranda halkın dostluk, dayanışma, sahiplenme gibi değerleriyle birlikte fedakarlık da belli bir dejenerasyona uğramıştır. Sadece kendini düşünen burjuva ideolojisiyle şekillenen bireyin, bir halk değeri olan fedakarlığı göstermesi düşünülemez.
Halkın fedakarlığını, yurt sevgisini, egemen sınıflar insafsızca, pervasızca istismar etmişlerdir. Hatırlayın, hemen her hükümet, onyıllardır bu halktan fedakarlık istemiştir. Biraz kemerleri sıkalım demiştir. Halk bazen bu çağrılara gönüllü veya gönülsüz uymuştur da. Ama sonuç halk açısından hep hayal kırıklığıdır. Hep boşuna giden fedakarlıklar olmuştur bunlar. Bu da tabii halkın bu noktadaki değerlerinde bir dejenerasyona yolaçmıştır.
Fedakarlık konusunda yaşanan gerilemenin bir boyutu da, insanlar arasında yaratılmaya çalışılan güvensizliktir. Devrimcilerin halka güven vermesi ve onun olumluluklarını geliştirme çabasıyla birlikte, devrimcilerle ilişkili olan kesimlerde bugün de bu fedakarlık geleneği büyük oranda sürmektedir. Fazla uzağa gitmeye gerek yok. İşte Gazi, işte bir halkın fedakarlığı. Kendisi için savaşanlara her türlü olanağı sundu. Yetmediği yerde fedakarlıkların en büyüğünü bizzat kendisi üstlendi. "Bu insanlar böyle yiğitçe çatışırken bizim saklanmamız, gizlenmemiz namussuzluktur" diyerek canını feda etmekten çekinmedi.
İşte şehit, kayıp ve tutsak yakını analarımız. Devrimcilerin hepsini kendi evlatlarıymış gibi sahiplenen, onlar için yerlerde sürüklenen, işkence gören, ak saçları kana bulanan analarımız...
Bunlar çok açık olan, adeta göze batan örnekler. Bunlara daha birçok örnek de eklenebilir. Bir de daha da dar yaşanan, adeta insanın yüreğinde depremler yaratan, çok güçlü devrimcilik nedeni olabilecek daha az kişiyle sınırlı fedakarlık örnekleri de vardır. Ki, bunlar, bu halkın ne derece fedakarlıklara katlanacağının da göstergesidir bir anlamda:
"Parti-Cephelilerin gittiği, gecekonduda yaşayan bir ilişki vardır. Çok yoksul olan bu ailenin okula giden iki de çocuğu bulunmaktadır. Bir gece iki Parti-Cepheli kalmak için bu ilişkiye giderler. Yatmadan önce, dolapta iki yumurta ve çok az bir zeytin olduğunu görürler. Sabah erken kalkacaklarını söyleyerek yatarlar. Sabah kalktıklarında kendilerini çok seven evin hanımının kendileri için kahvaltı hazırlamış olduğunu görürler. Kahvaltıda iki yumurta ve çok az bir zeytin vardır..."
Parti-Cepheliler çok duygulanır. Çünkü kendileri için hazırlanan kahvaltı evdeki tüm yiyecektir. Bu halk kendilerinin, çocuklarının aç kalması pahasına sevgiyle bağlandığı, güvendiği devrimcileri doyurmak için çırpınmaktadır. Kendi canından bir parça olan çocuklarının aç kalması pahasına devrimcilere sunmaktadır.
İşte böylesi fedakarlıkları kendinde somutlayan bir halkımız var. Ülkemizde oportünist-reformist sol, küçük burjuva aydınlar fedakarlık konusunda ağızları açılınca Sovyetlerde Stehanov Hareketi'nden, Kızıl Cumartesilerden; Çin'de Kültür Devrimi'nden ya da Arnavutluk'taki halkın fedakarlıklarından söz etmeyi çok severler. Ancak yanıbaşlarındaki fedakarlığı görmezler. Bunları görmedikleri için de bu halkı ne kadar sevdikleri tartışılır hale gelmektedir. Çünkü olumluluklarını görmedikleri bir halkın sevecek yanlarını da göremezler. Sevgiyle bağlanılmayan bir halk için de fedakarlık yapmak onlar açısından kolay olmaz.
Bizim açımızdan halkın fedakarlıklarını görmek motive edicidir, güçlü bir devrimcilik nedenidir. Halkımızın böylesi olumluluklarını, güzelliklerini görebildiğimizde, onun uğruna ölme isteği, devrim isteği, onları bir an önce bu zulümden kurtarma isteği güçlenecektir. Ölüm Orucu sürecinde mücadelenin en ön saflarında kavgaya atılan, direnen analarımıza "Durulur mu güzel anam, durulur mu? Sizin için direnilir, sizin için ölünür" diyen İdil bunu dile getirir. İdil analarımızın fedakarlıklarını görmüş ve bu fedakarlığa karşılık olacak bir bağlılık ortaya koymuştur. Bu fedakarlıkları görmek, beraberinde kendini tereddütsüz feda etme bilincini geliştirmiştir. Bu bilinci geliştirmemiz, halklarımızın olumluluklarını, bizlere olan sevgisini, bağlılığını, yeri geldiğinde sevdikleri için her türlü fedakarlığa katlandığını görmemizle mümkündür. Halklarımız Parti-Cephe'ye bağlılığıyla bunu fazlasıyla göstermiştir. Bizler de halklarımıza layık olmalı, fedakarlıkta, özveride onun öncüsü olma misyonuna denk düşecek yüksek bir seviyeyi yakalamalıyız. Bu da halklarımızla aramızdaki bağı sağlamlaştıracağı gibi; devrimciliğimizi de güçlendirecektir. Güçlü devrimci kişilikler halkına ve vatanına ölümüne bağlılıkla şekillenecektir.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

!-- Begin Zirve100-Anket HTML Code -->
grup hepsinin en güzeli hangisi
grup hepsinin en güzeli hangisi

CeMrE
eReN
gÜlÇiN
YaSeMiN
hEpSi


Şu Andaki Durum